ADALETİN İŞLEMEDİĞİ ÜLKE AYAKTA KALAMAZ

ADALETİN İŞLEMEDİĞİ ÜLKE AYAKTA KALAMAZ

İlter TURAN                                                                                 

                                  siyaset penceresi

 

Şimdi nerede okuduğumu hatırlayamayacağım ama yıllar önce bir yabancının ülkemize ilişkin gözlemini çok çarpıcı bulmuştum. Yazar, Türkiye’yi bölgesindeki diğer devletlerden ayıran en önemli hususlardan birinin başarıyla işleyen profesyonel bir yargı olduğunu söylüyordu. Son günlerde cereyan eden bazı olayları görünce, acaba aynı kişi bugün de aynı gözlemi yapar mıydı diye sormaktan kendimi alamıyorum. Son bir ay içinde önce İstanbul’daki İdare mahkemesi sonradan iptal edilen, hukuka aykırılığı konu hakkında uzman olmayanlar tarafından dahi kestirilecek bir karar aldı. Ardından, Van Üniversitesi rektörü kendisinin rektör olmadığı dönemde gerçekleştirilmiş bir işlemin hukuka aykırılığı iddia edilerek gözaltına alındı. Aslında belki işi yargıya düşenler için bu tür olaylar pek de şaşırtıcı değil ama, yargıya işi düşmemiş kişilerin yargı kararlarından ancak bunlar gazetelere intikal ettikten sonra haberleri oluyor. O zaman da hem şaşırıyor, hem kızıyor hem de gelecek açısından endişeye kapılıyorlar.

 

         Sorun nedir? Yargının hukukun genel ilkelerine ve yasalara uygun, siyasi veya maddi herhangi bir baskıya tabi olmadan karar almaktan uzaklaştığı izlenimi toplumda yaygınlaşıyor. Bu değerlendirme toplumda daha da yaygınlaşır ve yerleşiklik kazanırsa, ülkemizi büyük sıkıntılar bekliyor demektir. Bir toplumda insanlar adalete güvenlerini kaybedecek olurlarsa, adaleti herkes kendine göre bir takım yollardan gerçekleştirmeğe çalışacaktır. Böyle bir gelişmenin toplumu temelinden sarsacağını, ortalıkta düzen bırakmayacağını, zorbalığı teşvik edeceğini, iktisadi hayatı istikrarsız hale getireceğini ve daha nice olumsuz sonuçlara yol açacağını söylemek için bilmem kahin olmaya gerek var mı? Ümit edilir ki, iktidarıyla ve muhalefetiyle bütün siyasi kadrolarımız hemen üzerine eğilmemiz gereken bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuzu kabul ederler, sorunun partizan yöntemlerle çözülemeyeceğini idrak ederler, ulusal bir yargı reformu planı üzerinde anlaşırlar ve bunun kararlılıkla, ödün vermeksizin uygulanmasına gayret ederler. Tarafsız, bağımsız ve profesyonel olmayan bir yargı, toplumdaki her fert ve kurum için tehlike arzeder. Ne zaman neye göre karar vereceği bilinmez. Bir dönem için yargının kendileri lehine olduğunu sanmak gafletine düşenler dahi, bir dönem sonra aynı yargının kurbanı olmaktan kurtulamazlar.


 

         Sorun nereden kaynaklanıyor? Çok boyutlu bir sorunla karşı karşıyayız. İlkin, yargımızda kökeni itibariyle anlaşılabilen fakat günümüz açısından sorun yaratan bir anlayış egemendir. Yargımız devlete ve vatandaşa eşit mesafede durmamakta, devleti kayırmaya yatkın bir tutum sergilemektedir. Türkiye’nin bugün vardığı gelişme düzeyinde bu anlayışın yerini devlete ve vatandaşa eşit uzaklıkta duran bir yargı anlayışının alması gerekmektedir. Örneğin, işkenceye tevessül eden bir memuru devlete hizmet ediyor diye korumaya çalışmanın herhangi kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Ancak, bir hususu da teslim etmemiz gerekiyor ki, kusur salt yargıda egemen olan anlayıştan değil yasalarımızdan da kaynaklanmaktadır. Yasalar değiştikçe, AB ile uyum sağlamaya yöneldikçe, yargıda hizmet içi eğitimi güçlendirdikçe, bu sorun aşılabilecektir. Değişim zaten başlamıştır.

 

         İkinci bir sorun, yargının iş yükünün fazlalığıdır. Yargı sistemimiz daha az nüfuslu, iş hacmi daha dar, bünyesi günümüzdeki kadar karmaşık olmayan bir toplum yapısına göre şekillenmiştir. Toplumumuzun yaşadığı hızlı gelişme sonucunda yargı hem miktar olarak hem nitelik olarak toplumun gereksinmelerini yanıtlamakta zorluk çekmektedir. Bunun muhtelif olumsuz sonuçları olmaktadır. Örneğin, yeni alanları tanımayan yargıçlar sık sık bilirkişilere başvurmak zorunda kalmakta, yargı işlevi zaafa uğramaktadır. Keza, iş çokluğu nedeniyle yargı süreci çok uzun sürebilmekte, zamanında sonuçlanmayan davalar nedeniyle maddi ve manevi mağduriyetler söz konusu olmaktadır. Hatta, yasa ihlalinin yaptırımı çok geç geldiği için, yargının ağır işlemesinin yasaların ihlalini teşvik bile ettiği akla gelmektedir.

 

         Üçüncü sorun maalesef yozlaşma olayıdır. Yozlaşma türlü türlüdür. Bir kısım sorumlu menfaat karşılığı karar istihsal edebildiği gibi, bunu eş dost hatırı için yapanlar ya da bağlı olduğu siyasi akıma veya ideolojiye hizmet için yapanlar da görülmektedir. Olgu çok yaygın olmasa bile, mevcudiyeti toplumda yankılanmakta, olumsuz değerlendirmeler kolaylıkla benimsenebilmektedir. Yozlaşmanın nedenleri arasında salt maddi saikler olmadığını da bilmeliyiz. İyi yetişmemiş ve mesleğe yeterince sosyalleşmeden sorumluluk verilen kişilerin dağıttığı adaletin de nitelik bakımından tatmin edici olmayacağı bilinmelidir.

 

          Kolay çözüm yoktur. Örneğin sadece yargıç maaşlarını arttıralım ya da daha çok kadro tahsis edelin türünden yaklaşımlar, sadece mevcut sorunların derinleşmesi ile sonuçlanabilir. Ulus olarak bir çözüm arayışına girmeliyiz. Çok yönlü çözümlemeler yapıp, iyi teşhişler koyup, reform programları oluşturma, vakit kaybetmeden uygulamaya geçirmeliyiz. Unutmayalım, adaletin işlemediği ülke uzun süre ayakta kalamaz.

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap