YENİ ULUSLARARASI KONUMUMUZU DEVAM ETTİRMEK GEREKİYOR

YENİ ULUSLARARASI KONUMUMUZU DEVAM ETTİRMEK GEREKİYOR

İlter TURAN                                                                                 

                                  siyaset penceresi

 

Günümüzde altmış yaşının üzerinde olanların içinde yetiştikleri Türkiye ile bugün gördükleri Türkiye arasındaki farkı genç kuşaklara anlatmak pek kolay olmayabilir. Benim çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım Türkiye’ye dünya pek uzak bir yer gibi gelirdi. Çoğu insanımız doğduğu yerden başka herhangi bir yer görmemişti. Belki askerlik gibi bazı mecburiyetler nüfusun bir kısmına belirli bir hareketlilik kazandırıyordu ama bu dahi çoğu zaman geçici idi.  Dışa bir hayli kapalı bir tarım toplumunda yaşıyorduk. Çoğu insanımız bırakın yurt dışına gitmeyi, hayatı boyunca yaşadığı yörenin dışına bile çıkacağını beklemiyordu. Aynı dönemin bir diğer özelliği de, çoğumuzun dünyanın Türkiye’ye ilgi duymadığını, Türkiye’nin de dünyayı etkileme olanağı bulunmadığını düşünmemizdi. Ülkemizin dünya güvenliği açısından önemli olduğunu ama, için için, bunun yeterli olmadığını hissediyorduk. Geçen hafta, Cenevre Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin Cenevre’de düzenlediği toplantıya Stratejik Araştırmalar Merkezi heyetinin bir üyesi olarak giderken, o eski günleri hatırladım. İsviçre’nin bu düşünce kuruluşu Türkiye ile kendi ülkesi arasındaki ilişkilerin son zamanlarda yaşadığı olumsuzlukları endişe ile karşıladığından olacak, bir grup Türk uzmanla görüş alışverişinde bulunmak istemişti. Evet dünya ne kadar değişmişti. Türkiye’ye ilgi duyuluyor, ülkemizle ilişkilerin ihmal edilmemesine çalışılıyordu.

 

Biraz üzerinde düşünecek olursanız, İsviçre-Türkiye ilişkilerinin kötü olması için herhangi bir ciddi neden bulunmadığını göreceksiniz. Bu ülke, Osmanlı muhaliflerinin mesken tuttuğu bir yer olduğundan, ikinci meşrutiyetin gelmesi dahil iç siyasi gelişmelerimizde önemli etkiye sahip olmuştur. Cumhuriyetimizin kurulmasına giden yolun uluslararası alandaki hukuk temelleri Lozan’da atılmıştır. Boğazlarımız bugün hala Montrö Sözleşmesi’ne göre yönetiliyor. Ülkemizin ilaç sanayiinde İsviçre ilaç firmaları ayrı bir yere sahiptir. Yüksek öğrenimini İsviçre’de tamamlamış insanımız az değildir. İsviçre bankaları için Türk piyasaları birçok bakımdan ilgi çekicidir. Türkiye’nin aldığı kredilerde, bir kısım Türk zenginlerinin paralarını yurtdışına değerlendirmlerinde bu ülke bankalarını önemli bir payı vardır. Türkiye büyük müttefiki ile Kıbrıs konusunda anlaşmazlığa düştüğünde, NATO emrinde olmayan bir güç oluştururken toplarını İsviçre’den almıştır. Fakat her nedense, aramızda sorun yaratan irili ufaklı meseleler bir türlü gündemden düşememekte, kızgınlık ve kırgınlıkların egemen olduğu bir ortama ulaşılmaktadır.


 

İsviçre Türkiye ile ilişkilerinin kötülemesinin kendisi için özellikle iktisadi kayıplara yol açabileceğini bilmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa birliği ile gelişmekte olan bağlarının İsviçre ile olan iktisadi ilişkisini olumsuz etkilemesinden endişe etmektedir. Bu sonuçların ortaya çıkmasını önlemenin yolu ise, durum hakkında bilgilenmek, tahliller yapmak ve buna bağlı olarak politikalar olşturmaktır.  Nitekim toplantıya çok sayıda İsviçre Dışişleri mensubunun katılması da, olayın somut bir dış politika sorunu olarak algılandığını göstermektedir.

 

Evet, günümüz Türkiyesi diğer ülkelerin ihmal etmek istemediği, iyi ilişkiler götürmek istediği bir ülke. Günümüz Türkiyesine dünya da pek uzak değil. Tam tersine, ülkemiz dünyanın her kesimiyle güçlü bağlantılar geliştiriyor. Hafta içinde Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEIK) Avrasya Nereye Gidiyor konulu bir toplantı düzenledi. Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, Romanya eski Cumhurbaşkanı Ion Iliescu ve Rusya Federasyonu eski başbakan yardımcısı Yegor Gaydar’ın da katıldığı toplantıda, ülkemizin dünyanın güç merkezlerinin kesişme noktasındaki kritik konumunu hissetmemek olanaksızdı. Türkiye’nin, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, Avrasya bölgesince iktisadi bakımdan ağırlıklı bir konuma sahip olduğu aşikar.  Güvenlik açısından da kritik bir konumda olduğunu söylemeye belki gerek bile yok. Terörle, uyuşturucuyla mücadelede ülkemizle işbirliği yapılması önem arzediyor. Hemen akla gelmeyen bir konu daha var. Türkiye bölgede demokrasinin nisbeten arızasız işlediği bir ülke. Muhalefete yeterli hayat hakkının tanınmadığı, siyasi değişimin ancak sokak gösterileri ile mümkün olabileceğinin düşünülmeye başladığı, dolayısıyla siyasi istikrarsızlığa her zaman açık olan bölgede, Türkiye siyasi değişmenin olağan siyasi rekabet çerçevesinde gerçekleştirilebileceğini gösteren bir örnek. Özetle, Türkiye iktisat alanından güvenlik sorunlarına, siyaset alanından eğitime kadar her alanda Avrasya ile yoğunlaşan bağlara sahip. Belki de Avrupa Birliği’nin ne kadar isteksizce olursa olsun Türkiye ile bağlarında kopmaya yol açacak davranışlardan kaçınması, memleketimizin dünyanın güç merkezlerinin ortasında bir konumda bulunmasından kaynaklanıyor.

 

Türkiye dahilde sergilediği dinamik gelişmeyle, dünya ile güçlenen bağları ile, uluslararası sistemde, çoğumuzun daha erken yıllarda kestiremediği yepyeni bir konuma gelmiş bulunuyor. Bunun devam edebilmesi için iktisadi ve siyasi istikrarımzıın korunması, yakaladığımız gelişme çizgisinin devam ettirilmesi gerekiyor. Bunu görmek zor değil ama, iktidarımızın ve muhalefetimizin her zaman bunu gördüğünden emin olamıyorum. Bu konuda siz ne düşünüyor sunuz?

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap